/ KURBAN İBADETİ/BAYRAMI, ANLAMI VE HİKMETLERİ
KURBAN İBADETİ/BAYRAMI, ANLAMI VE HİKMETLERİ


Kurban, Allah’a yaklaşmak ve O’nun rızasına ermek için ibadet maksadıyla, belirli şartları taşıyan hayvanı usulüne uygun olarak kesmeyi ve bu amaçla kesilen hayvanı ifade eder. Kur’ân-ı Kerîm’in ilgili âyetleri, kurbanın, önceki ümmetlere de meşru kılınmış bir ibadet olduğunu göstermektedir. “Her ümmete, kendilerine rızık olarak verdiğimiz kurbanlık hayvanları Allah’ın adını anarak kurban etmelerini ibadet olarak meşrû kıldık. Hepinizin ilâhı tek bir ilâhtır, ona teslim olun. Allah’a gönül vererek içtenlikle itaat edenleri müjdele ” (Hac, 22/34.) âyeti kerimesi de bunu ifade etmektedir.

Peygamber efendimiz (s.a.s.) hicretin ikinci yılından itibaren her yıl kurban kesmiştir ( Buhârî, Edâhî, 7, 9; Tirmizî, “Edâhî”, 11). O, kurban bayramında, Allah katında en sevimli ibadetin kurban kesmek olduğunu, kurbanın kesilir kesilmez Allah katında makbul olacağını ve kurban edilen hayvanın boynuzu ve tırnağı da dâhil olmak üzere her parçasının kişinin hayır hanesine yazılacağını müjdelemiştir ( Tirmizî, “Edâhî”, 1; İbn Mâce, “Edâhî”, 3.). Hz. Peygamber, “Bugün (bayram günü) ilk olarak namaz kılarız sonra döner ve kurban keseriz.” (Müslim, “Edâhî”, 1) buyurarak Müslümanları bayram günündeki iki önemli ibadet olan bayram namazını edâ etmeye ve kurban kesmeye teşvik etmiştir.

Allâhu Te’âlâ’nın meşru kıldığı diğer bütün hükümlerinde olduğu gibi kurban ibadetinde de pek çok hikmetler vardır. Bunların başlıcalarını fedâkârlık, teslimiyet, şükür, birlik ve beraberlik, sosyalleşme, paylaşma, maddî ve manevi dayanışma, yardımlaşma, bayram neşesini birlikte yaşama şeklinde birer kelime ile ifade edebiliriz.

Kurban Allah için fedâkarlığın ve samimi teslimiyetin göstergesidir. Kur’ân’da, Hz. İbrahim’in, oğlu Hz. İsmail’i kurban etmeye yönelmesi ve onun da buna teslim olması akabinde Allah’ın onlara bir koç göndererek onu kurban etmelerini emrettiği anlatılmaktadır. Kur’ân’ın bunu bize nakletmesi, her ikisinin fedakarlığının ve teslimiyetinin bize örnek olması içindir.

Kurbanın ibadet yönü öncelikle, bu fedakarlık, teslimiyet ve takvadır. Nitekim Kur’an’da, kurbanın kan ve etinin değil kesenlerin dinî duyarlılıklarının (takva) Allah’a ulaşacağının belirtilmesi (Hac, 22/37.) bunu ifade etmektedir. Şu halde kurban ibadetinin ana hedefi Yüce Allah’ın rızasına erişmektir. Hz. Adem’in imtihan edilen iki oğlundan kurbanı kabul edilen kardeşin “Allah ancak takvâ sahiplerinden (kurbanı) kabul eder.” (Mâide, 5/27.) sözü de bunun bir başka ifadesidir.

Kurbanını kesen Müslüman, hem Hz. İbrahim ve İsmail benzeri bir itaate hazır olduğunu, gerektiğinde Allah rızası için malından ve canından vazgeçebileceği ifade etmiş hem de malını en yakınlarından başlayarak insanlara ve özellikle de muhtaçlara yararlı olacak tarzda değerlendirmiş ve bayramın bayram gibi yaşanmasına katkıda bulunmuş olur.

Kurban Allah’ın verdiği nimetlere bir şükür ifadesidir. İnanan kişinin Allah yolundaki bu fedakarlığı,  aynı zamanda kendisine verilen nimetlere karşı, nimeti vereni bilme, tanıma ve ona teşekkür etme duygularının fiile dönüşmesidir. Böylece canımızı, malımızı ve etrafımızda istifade ettiğimiz bize yararlı her şeyi yaratan Yüce Allah’a inandığımızı ortaya koyar, onun bizi ve bu nimetleri yaratan olduğunun bilincinde ve inancında olduğumuzu gösteririz. Bütün bu nimetler karşılığında bizden beklenen de, deyim yerindeyse, hakkı hak sahibine teslim etmek, yani Yüce Allah’ın rabliğini kabul edip bu hususta ona başka şeyleri ortak koşmamaktır.

Kurban; bir bayramda olması gereken birlik ve beraberlik, sosyalleşme, paylaşma, maddî ve manevî dayanışma, yardımlaşma, bayram neşesini birlikte yaşama gibi bir toplum için son derece önemli hususlara katkı sağlar ve bunların gerçekleşmesine vesîle olur. Bu hikmet ve amaçların farkında olan kişi, yapılan ibadetin aslında ne kadar toplumsal bir ibadet olduğunu bilir ve kestiği kurbanını bu bilinç ile paylaşır. Bu yönüyle kurban, yardımlaşma ve başkalarıyla paylaşma alışkanlığını kazandırmanın yanında sosyal adaletin gerçekleşmesine; toplumda birlik, kardeşlik, yardımlaşma ve dayanışma ruhunun gelişmesine katkı sağlar. Zira bu ibadet vesilesiyle ihtiyaç sahiplerinin de bayramı bayram gibi yaşaması sağlanmış ve böylece bütün toplum kesimleri bir araya gelerek hemhal olmuş olur.

Bayram ve Kurban, akraba ve komşular başta olmak üzere insanları birbiriyle kaynaştırır. Gerek yurt içinde gerekse yurt dışında kesilen kurbanlarla kişi, adını dahi bilmediği coğrafyalarda, tanımadığı ve görmediği muhtaç kardeşlerine el uzatmış ve onlarla kardeşlik köprüleri kurmuş olur. Bu yakınlaşma vesilesiyle Müslümanlar, bir kez daha tek bir ümmet olma şuurunu tazeler. Bununla da açlık ve yoksullukla boğuşan coğrafyalara ulaşarak fiziki mesafelerin gönül coğrafyasına ulaşmaya engel teşkil etmediğini görmüş, orada yaşayanların dertlerini paylaşarak insana en çok yakışan duygulardan biri olan diğergâmlık ufkuna yelken açmış olur.

Kurbanın bayram ile birlikteliğini yukarıda da ifade etmiştik. Hz. Peygamber (s.a.s.) Medine’ye hicret ettikten sonra, burada daha önce kutlanan iki gün yerine ramazan ve kurban bayramlarının kutlanmasını istemiş ve “Allah sizin için o iki günü daha hayırlı iki günle, ramazan ve kurban bayramlarıyla değiştirmiştir” (Nesâî, “Salâtü’l-ʿîdeyn”, 1) buyurmuştur. Bununla da İslam toplumunun kendine özgü iki bayramı olduğunu ilan etmiştir.

Ramazan bayramında nasıl ki, müminler ramazan ayını ibadetle geçirmenin ve Allah’ın rahmetine nâil olma ümidinin sevinci ile bayram ediyorlarsa, Kurban bayramında da İslâm’da çok önemli bir yeri olan hac ibadetinin yerine getirilmiş olmasının sevincini yaşarlar. Her ne kadar bütün ümmet hacca iştirak etmemiş olsa da bu önemli ibadet, katılamayan Müslümanlar dahil herkeste bir birlik ve beraberlik şuuru kazandırır. Nitekim dünyanın dört bir yanındaki Müslümanlar, getirdikleri teşrik tekbirleriyle hac ibadetini yerine getirmekte olanlara iştirak ederler.

Bayramlar toplumun, sevinç, neşe ve mutluluklarını paylaştıkları önemli günlerdir. Malum olduğu üzere sevinç ve kutlamaların temel unsuru ziyafettir. Her iki bayram da sevinç ve mutlulukları paylaşma günleridir ve bütün bunlar ibadet ile içiçedir. Nitekim Hz. Peygamber bayram günlerinin yeme, içme ve Allah’ı zikretme günleri olduğunu ifade etmiştir. (Ebû Dâvûd, “Dahâyâ”, 10; “Savm”, 49)

Ramazan bayramında ihtiyaç sahipleri fitre ile sevindirilirken kurban bayramında kesilen kurbanların paylaşılmasıyla bayrama ortak olurlar. Her iki sevindirmenin dinimizde ibadet olarak kabul edilmesi ne kadar da anlamlıdır. Zira tolumun bir kısmının ihtiyaçlarıyla başbaşa kaldığı bir ortamda tam anlamıyla bir bayramın yaşanmasından söz etmek zordur.
Kurban bayramı gününe ilk olarak bayram namazı kılınmakla başlanır, sonrasında ise kurbanlar kesilir. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.s.) “Bu gün (bayram günü) ilk olarak namaz kılarız sonra döner ve kurban keseriz.” (Buhârî, “ʿÎdeyn”, 3.) buyurmuştur.

Hz. Peygamber zamanında, onun emri ile bayram namazına kadın, erkek, yaşlı, genç ve çocuk olmak üzere bütün Müslümanlar katılır ve bayrama büyük bir coşku ile başlanırdı. Hz. Peygamber ve sahabe döneminde bayramların sevinç ve neşe içerisinde geçirilmesine özen gösterilir, insanlar buna teşvik edilirdi.

Bir bayram günü Âişe validemizin yanında iki kız çocuğunun ezgiler söylemesi hakkında Hz. Peygamber “Her milletin bayramı vardır, bu da bizim bayramımız” buyurmuş (Buhârî, “ʿÎdeyn”, 3), bayram günlerinde mızrak ve kalkan oyunu oynayanları seyretmek isteyen Hz. Âişe’ye yardımcı olarak ona eşlik etmiştir (Buhârî, “ʿÎdeyn”, 2.).

Bütün bunlar bayram günlerinin, yemek, içmek ve İslâmî ölçüler çerçevesinde meşrû bir şekilde eğlenmekle neşe ile geçirileceğini göstermektedir. Bu özelliği sebebiyledir ki, bayram günlerinde oruç tutmak doğru kabul edilmemiştir. Yine bu hususiyetinden dolayı bayramlara önceden hazırlanılması, bu günlerde temiz ve güzel elbiselerin giyilmesi, gusledilmesi, ağız ve diş temizliğinin yapılması ve güzel kokular sürülmesi tavsiye edilmiş ve böylece bayramın nasıl kutlanacağına dair bilinç oluşturulmuştur.

Bayramlar; şefkat, merhamet, kimsesizlerin kimsesi olma gibi insani değerlerin öne çıktığı ve aidiyet bağlarının kuvvet kazandığı müstesna zaman dilimleridir. Bayram günleri; büyüklere saygı, küçüklere sevginin daha görünür olmasını sağlayan günlerdir. Bu günlerde büyüklerin duaları alınır, küçükler sevindirilir, muhtaçlara yardım eli uzatılarak şefkat gösterilir.

Kırgınlıklar giderilir, komşuluk ve akrabalık ilişkileri güçlendirilmeye çalışılır. Bu açıdan bayramlar, toplumsal bütünleşme ve kaynaşmayı sağlayan ve kardeşlik ruhunu yükselten birlik ve vahdetin tezahür ettiği günlerdir.


 Görüntülü Cevaplar  Sıkça Sorulanlar  Dini Bilgiler  Soru Sor
 Konular